|
Düşünme İhtiyacı ve Felsefenin
Durumu - Birinci Bölüm
Fikir Sistemi
Ulkemizde, nasil meydana geldigi ayri bir tartisma konusu olan
"kavram kargasaligi" belasi yuzunden, gercekten anlasmak
zorlasmistir. Sistem, doktrin, program, plan, strateji.. gibi
kavramlar icice girmis, cok defa birbirlerinin yerine kullanilir
duruma getirilerek zihinler karistirilmistir. Oysa, bunlar farkli
seylerdir.
Herseyden once fikir sistemi, belli bir cikis noktasindan hareketle,
aklin kanunlarina ve aklin metodlarina gore sistemli bir zihni arastirma
yoluyla "bilgi problemine" (bilgini mensei,
bilginin degeri, hakikat problemi gibi konularda), "varlik
problemine" (varligin mahiyeti, esasi nedir? Madde, hayat,
ruh, Allah nedir? Varlik tek midir, cok mudur, zaman, mekan ne demektir?
gibi sorulara), "fiil (action) problemine" (hurriyet,
kader, determinizm, irade ve sorumluluk gibi konularda) kendi arasinda
tutarli bir genel bakis ve yorum getirmeyi ifade eder.
Felsefe, sira ile "bilgi teorisi" (Epistemologie), "varlik
teorisi" (Ontologie) "fiil (action) teorisi" adini
verdikleri konularda, kendi icinde tutarli bir yorumlama bicimidir.
Peygamberler, bu konularda "vahyin rehberligindeki bir akil
ile" filozoflar ise, kendi kendini kurtarmayi iddia eden bir
"trajik" akilla cozum ve yorum getirmeye calismislardir.
Peygamberler ve veliler, akil ve dusunmeyi degerli bulduklari halde,
yukarida saydigimiz
konularda, bu kaabileyetlerimizin, insanlari tatmine ve huzura kavusturacak
bir gucte olmadiklarini belirtiyorlar. Filozoflarin, butun felsefe
tarihinin incelenmesinden de gorulecegi uzere, birbirleri ile bogusup
durduklarini, "akil ve akli yikarak" bugune geldiklerini,
insanlara "iman ve huzur" yerine, suphe ve tedirginlik
getirdiklerini hakli olarak ortaya koyuyorlar. Dinimiz, insanlarin,
bu konuda da, Allah'in "yardim ve merhametine muhtac olduklarini",
peygamberlerin bu sebeple gonderildigini, bu problemlere "vahyin"
yardimi ile ama yine akilla ve dusunerek ulasilabilecegini israrla
belirtir. Gercekten de
"vahyin aydinligini yitiren" bugunun, cesitli renkteki
felsefi akimlari icinde "bunalmis insanini" gordukce bu
hakikat daha iyi anlasilmaktadir.
Islam'a gore, "tam akil", Allah'tan gayrisini baglayan
"sunnetullah"tir, "adetullah"tir. Buna "akl-i
kull" de denir. Akl-i kull, butun yaratiklari icten ve distan
kusatan ve dizginleyen
"alemsumul" nizamdir. Bu nizamin sirlari ve incelikleri,
cok ustun ve seckin yaradilisa sahip peygamberlere vahiy ile verilmistir.
Bu sebepten, en yuce insan olan Peygamberimiz
(O'na selam olsun), "akl-i kull" sahibi idi. Butun varligi,
butun kipirdanislari "tevhid" nuru ile cozuyordu. Peygambere
inanmayan ve beser tarihi icinde bir gercek olan "peygamberlik
gorevine" inanmayan bir "akla", bu soylediklerimizi
kabul ettiremezsiniz. Tevhid nurunu kaybeden bu "akil kirintilari",
kendilerini bunaltmaya mahkumdurlar.
Tevhid nurundan habersiz kalan "akl-i cuzz" sahipleri,
ciliz idraklerinin kandillerinde, suurlarini daraltmaktan ote birsey
bulamadilar. Yahut, onlar, "Zifiri karanlik gecede, simseklerin
ve yildirimlarin kisa sureli aydinliginda yol bulmaya calisan kimseler"
gibi saskin ve tedirgin kaldilar. Islamda, boyle bir akil cabasina
"akl-i sakim" adi verilir. Akl-i sakim, dar nefsaniyete
bagli bir idrak kostegidir.
Akl-i selim ise, "vahyin sahasinda" at kosturmak yerine,
bir "kitab-i ekber" olan alemdeki varliklari ve olaylari,
mutlak varlik olan Allah'tan idrakimize ulasan "mesajlar"
durumunda
ale alir, "tevhidin isiginda" onlari anlamaya ve yorumlamaya
calisir. Dinimiz, asla akli susturmaz, onu Mevlana Celaleddin-i
Rumi'nin deyimi ile "parca akil" olmaktan kurtarir, nefsin
(ego'nun) karanligindan "tevhidin nuruna" cikarir; dusunmeye
ve arastirmaya "bir ibadet" ask ve huzuru getirir. Imam-i
Gazali ve Imam-i Rabbani ve daha niceleri, iste bu suretle calisan,
dusunen ve dunyanin hayranligini toplayan velilerimiz ve mutefekkirlerimizdir.
Turk-Islam Ulkuculerinin "fikir sistemi" Allah ve Resulunun
cizgisinde yuruyen "akl-i selim" sahibi, bir yuce veliler
ve mutefekkirler kafilesince yogrulmustur.
Kara ve kizil renkli filozoflar, ister materyalist, ister idealist,
ister spiritualist... olmak iddiasini tasisinlar, Batili insana
ve onlarin yolunda gidenlere birsey veremediler, istiraplarina care
bulamadilar. Bugun ya kopkoyu bir materyalizm, ya tedirgin
edici bir supheciligin girdabinda bogulan, yahut bir "felsefesizlik
felsefesine" siginarak intihar etmek korkusu ile "varolmak"tan
ote bir saadete yol bulamayan ve tam bir "felsefe sefaletine"
yuvarlanan kara ve kizil dunyadan ve onlarin filozoflarindan bizlere
bir hayir gelmeyecektir. Fikir sistemi etrafinda simdilik bu kadar
duralim. Doktrin, program, plan ve
strateji kavramlari ise "fikir sisteminin" isiginda icinde
bulundugumuz zamana, mekana ve sartlara gore giderek detaya inen
sosyal, kulturel ekonomik ve politik hedefler, calisma sekilleri
ve uygulama metodlarini ifade eder. Sistem cok uzun surelidir, hatta
esasta hic degismez, fakat doktrin daha esnek program ise cok dinamiktir.
Planlar ise her an
degisebilir. Strateji ise sartlara gore bunlar arasinda birlik,
butunluk ve uyumu saglamayi ve kurabilmeyi esas alan prensipler
manzumesidir.
|