|
Dinimiz İslamiyet - İkinci Bölüm
Resul-ü Ekrem'e Hasret
Kavurucu bir yaz mevsiminin ramazanında, susuzluktan dudakları
kurumuş bir müminin iftar saatini bekleyişinden, hayır hayır derin
yaralarından kan sızarak şehadet şerbetini içmeye yaklaşan bir mücahidin
bir yudum serin suya iştiyakından daha fazla bir hasret içindeyiz.
İnsan kainatın hülâsası, sen ise bu hülasânın ruhusun. Sen yaratılmasa
idin, âlem yaratılmaya değmezdi. Bütün yüce değerlerin mihengi sensin.
Allah seni varlığın ve değerlerin merkezi olarak yarattı. Varlık
seninle manalandı.
Bu ‘dünya’ seninle şereflendi. Şimdi, o senin mübarek toprağını
bağrında taşıdığı için, fezada şevkle dolaşmaktadır. Yaratıkların
en aşağısı olan toprak bile, seninle nurdan daha aziz oldu. Senin
dolaştığın Mekke toprakları, ‘Sûr üfürüldüğü zaman’ tozlarını silkip
kalkacağın Medine toprakları, üzerinde ve sinelerinde seni taşımakla
‘mükerrem’ ve ‘münevver’ oldular.
Sen dünyamıza doğmadan önce, kızgın kumlara diri diri gömülen genç
kızların çığlıkları, vicdanları yakmıyordu. Burnu halkalı ve alnı
damgalı köleler ümitsizdi. Kadınlar kocalarına, kocalarıda Lat’a,
Uzza’ya, Hübel’e secde ediyorlardı. Fuhuş, kumar, faiz, ihtikar,
kan ve zulüm o dereceye varmıştı ki, zayıflar evlerine ‘ehl-i kitap’
dağ başlarına ve ıssız vadilere sığınmışlardı. Zalimler ve şerefsizler,
bütün makam ve mevkileri işgal etmiş ve şerefli insanlar yerlerde
sürünüyorlardı.
Sen geldin, çığlıklar bitti, göz yaşları dindi, köleler hür oldu,
kadınlar yüceldi, erkekler ‘sahte tanrıları’ kırdılar, iffet, helal
kazanç ve kardeşlik yeniden doğdu. Hak, adalet, şefkat ‘devlet’
oldu. Mazlumlar, mağdurlar kuvvetlendiler. Zalimler, gaddarlar alçaldılar,
kahroldular. Garipler, sahipsizler, kimsesizler sende ve senin aziz
kadronda sevgi, yakınlık ve kardeşlik buldular. Güçsüzler senin
meclisinde güçlendiler, kendilerinde güç vehmedenler, ‘Hakk’ın karşısında’
el bağladılar. Mazlumlar senin şefkat ve merhametinde huzur ve tevazu
buldular, zalimler senin heybetinle titrediler. Tebessümün, kimsesizlere
cesaret verirken, mübarek alnında kabaran damarların zalimlerin
ödünü koparıyordu.
Sen, irtihalimden sonra ‘bana selam gönderin, onu bana ulaştırırlar’
diye buyurmuştun. Sana, ‘yağmur taneleri sayısınca’, ‘ağaçlardaki
yapraklar miktarınca, denizlerdeki ve okyanuslardaki su damlaları
kadar’ selam sunuyoruz, bizim sevgili kurtarıcımız. Sana ne kadar
muhtaç olduğumuzu biliyorsun. Sen ‘alemlere rahmet olarak’ gönderilensin,
bizi terketme. ‘İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi kahreder misin?’
diyerek Allah’a yönelmeyi bize sen öğretmedin mi? Bu mübarek ramazan
gündüzlerinde ve gecelerinde Allah’a el açarak göz yaşları ile yalvaran
müminlere, ötede olduğu gibi burada da şefaatçı ol. ‘İçimizdeki
beyinsizler yüzünden’ Allah’ın bizleri de zelil ve rüsvay etmesini,
kahr ve perişan etmesini istemiyoruz.
Biz de Şair Nizami ile birlikte şöyle sesleniyoruz:
Ey Medine'nin gömleğini, Mekke'nin peçesini taşıyan güzel,
Güneş daha ne kadar gölgede kalacak?
Ay isen bize ışığından bir hüzme gönder.
Gül isen bize bağından bir koku getir.
Yolunu bekleyenlerin canları dudaklarına geldi, feryat elinden.
Ey feryatlara yetişen sevgili, atını başka diyarlara da sür
.................................
Bu şeytanların üzerine ya bir << Ömer
>> gönder,
Yahut, bu savaş meydanına bir << Ali
>> yolla
.................................
Bizden ayrılığın yetişir, ulu günler yaklaştı, meclise koş.
|